24 Nisan 2017 Pazartesi

POLONYA HAKKINDA HER ŞEY

VARŞOVA'DAKİ TANIKLIKLARIM

VARŞOVA GETTOSUNDA NAZİLERİN ÖLDÜRDÜĞÜ TÜRK KIZI
Polonya'yı yakın aralıklarla iki kez ziyaret ettim. Ve her ikisinde de anlayamadığım bir sebeple bu ülkenin bir parçası olduğumu düşündüm. Belki izlediğim dram yüklü 2. Dünya savaşı filmleri, belki Nazilerin insanlık dışı uygulamalarının anlatıldığı belgeseller, belki de  Avrupa'nın en mazlum insanları olarak gördüğüm bu topluma karşı duyduğum sempati. Bir sebebi vardı işte. Leh kralının Osmanlı'ya sığınması gibi,
ben de yoğun bir mesaide Varşova'ya sığınmıştım.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞININ YIKIMINA RAĞMEN...
Varşova onca yıkıma rağmen ayakta kalmayı başarmış bir şehir. Hele de eski Varşova'daki tarihi binalar, ayakta duran kiliseler, beni şaşkına çevirdi. Hem Almanların, hem de Rusların onca yıkımına rağmen 'nasıl olur da bu yapılar ayakta durur' diye kendi kendime sordum. Oysa cevap basitti. Polonyalılar yıkılan şehirlerini, aslına uygun olarak restore etmiş, acılarının üzerine şehirlerini yeniden kurmuştu. 

EN AZINDAN HELSİNKİ'DEN SICAK
Varşova'ya ilk ziyaretim soğuk bir kış ayında 7 Kasım 2013'deydi. Ama havası sıcak gelmişti. Çünkü Varşova'ya, daha soğuk bir şehirden, Helsinki'den gelmiştim. Finlandiya soğuğunda sokakta dahi gezemezken, Varşova'da üşüsem de gezebiliyordum. Şehrin biraz dışında, sefirliklerin bulunduğu bir mahallede tutmuştum otelimi. Rus sefirliğinin tam karşısında. Yerleşir yerleşmez şehri keşfe çıkmalıydım. Öyle de yaptım.  

VARŞOVA'NIN EN GÜZEL MANZARASI
'ÇÜNKÜ SADECE ORADAN GÖRÜNMÜYOR '
Haritaya ihtiyacım yoktu. Çok uzaklardan görünün bir kule, deniz feneri görevi görüyordu. Bu kulenin adı Stalin Kulesi'ydi. Rusların soğuk savaş döneminde Komünist Polonya'ya bıraktıkları çirkin bir eserdi bu kule. Polonyalılara göre 'şehrin en güzel manzarası Stalin Kulesi'ndeydi, çünkü sadece oradan bakıldığında görünmüyordu'. Bunu okuduğumda çok gülmüştüm. İlk iş, kuleye çıkıp Varşova manzarasına bakmalıyım dedim ve yola koyuldum. Yakın görünse de bir saati bulan bir yürüyüşün ardından kulenin bulunduğu meydana ulaştım. Ama şansızdım. Kule kapalıydı. İçeri giremedim. Şansımı ikinci ziyaretim de deneyecek, kuleye çıkacak, bu kez de başka bir sürprizle karşılaşacaktım. Neyse oraya geleceğiz. 

POLONYALILARIN ACILARLA DOLU TARİHİ...
Bu kez eski şehir bölgesine yürüyeyim dedim. Bir kaç kişiye ne yöne gideceği sordum. İkinci dünya savaşında ölenlerin için yapılan sonsuzluk anıtının önünden geçerek yürümeye devam ettim. Ve Polonya tarihi, tüm izlediğim filmlerin özeti olarak karşımdaydı. Polonya'nın acılarla dolu yakın tarihini fotoğraflarla gösteren açık hava müzesini büyük bir iştahla dolaştım. Açılış ve kapanış saati bulunmayan, başlangıç ve bitiş tarihi olmayan bu sergi Polonyalıların asla unutmayacakları tarihlerinin sönmeyen bir meşalesi gibi oradaydı.  

TÜRK KIZI MERYEM BURADA MI ÖLDÜRÜLDÜ ?
Her tarihi Avrupa şehri gibi Varşova'nın da bir kalesi vardı. Rengarenk tarihi evler ve kiliselerle dolu eski şehre vardığımda müthiş bir duygu kapladı içimi. Bu sessiz sokaklar, işgal altındaki Varşova'dan yükselenen çığlıkların yankılandığı yerler miydi ? Varşova Gettosu'ndan toplanan Yahudiler, çocuklar, Komünistler, Çingeneler bu parke taşlarından yürüyüp mü toplama kamplarına götürülmüştü. Varşova ayaklanmasında Polonyalı vatanseverler şimdi üzerine bastığı bu mazgalları açıp mı yer altında saklanmıştı ? Naziler, korkunç yöntemlerle ayaklanmayı bastırırken, sokak ortasında Polonyalıları infaz ederken, Sovyet Ordusu şu uzaktan akıntısını gördüğüm Vistül nehrinin karşı kıyısından mı izlemişti bütün bu katliamı ? Nasıl göz yummuşlardı bir halkın acımasızca katledilmesine. Şu önünde durduğum çeşmenin önünde mi öldürülmüştü Türk kızı Meryem Hüsnü ? Nasıl yaşanmıştı bütün o utanç günleri? Tarihi şehri gezerken, bütün bu soruları bir daha bir daha sorup durdum.

KAYSERİ DEĞİL, POLONYA MANTISI "PİEROGİ"
İçine düştüğüm o hüzünlü havadan sokakta buz pateni yapan gençlerin heyecanla karışık kahkahalarını duyduğumda çıktım. Çok yorulmuştum. Tek başına bütün bir şehri bir baştan bir başa dolaşmıştım. Şimdi yemek zamanıydı ve mutlaka yerel bir tadı denemeliydim. Ve tercihim neredeyse bütün restaurantlarda gördüğü Polonya mantısı olarak bilinen Pierogi oldu. Kayseri mantısından biraz daha kalın olan, bol peynirli bu güzel Polonya yemeği beni kendime getirdi. 

GURBETTE BORDA MAVİ AŞK...
Varşova'da gezerken daha önce fark etmediğim ya da daha ileri günlerde gerçekleşeceğini düşündüğüm müthiş bir haber gördüm.  Çocukluğumdan beri tutkuyla bağlı olduğum Trabzonspor'um Varşova'ya gelecekti. Ve şu işe bakın ki, o gün ben de Varşova'daydım. Üstelik o zaman Başbakan olan Tayyip Erdoğan da maça gidecek ve biz de bu sayede maçı izleyebilecektik. 

ESKİ YÖK BAŞKANI SAĞOLSUN...
8 Kasım 2013'de UEFA Avrupa Liginde Legia Varşova ile Trabzonspor Varşova Olimpiyat Stadında karşılaşacaktı. Navigasyon araması heyecanımı daha da arttırdı. Otelim stadyuma yürüme mesafesindeydi. Şimdi tek iş maça bilet bulmaktı. Ve o bilet, o dönem Varşova Büyükelçisi olan ve YÖK Başkanlığı'ndan tanığım Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın elindeydi. Başbakan muhabirlerine özel bilet ayırmıştı. Ve bunlardan biri de benimdi. 

YARIM GÖZLE MAÇ İZLEMEK...
Maç günü stadı gidip yerimi aldım. Maçı izlemeye kendimi hazırlamıştım ama Başbakan Erdoğan bir türlü gelmemişti. Stockholm'den doğruca Varşova'ya maça gelecek olan Başbakan ve heyeti geçikmişti. Bir gözüm sahada, bir gözüm protokol girişinde maçı yarım gözle izledim . O kadar ki, Trabzonspor'umun 2-0 kazandığı maçta her iki golü de stadyumda olduğum halde çıplak gözle görememiş, doğru dürüst sevinememiştim. Maçın son 5 dakikasında Stadyuma gelen Başbakan Erdoğan'a da maçın ardından soyunma odasına inip futbolcularımızı kutlamak kalmıştı. 

TAM 1 YIL SONRA YENİDEN... 
Varşova'ya böyle bir zafere ucundan tanıklık ederek veda etmiştim. Ve tam 1 yıl sonra, yine bir 8 Aralık'ta Varşova'daydım. 8 Aralık tesadüf değil. Türkiye ile Polonya arasındaki diplomatik ilişkiler yine bir 8 Aralık günü kurulmuştu. Ve her yıl, bu önemli günün yıl dönümü kutlanıyordu. Türkiye ile Polonya arasındaki diplomatik ilişkilerinin kurulmasının 600. yıl dönümü'nde bu kez Erdoğan yoktu. O artık Cumhurbaşkanıydı. Ve bu kez Varşova'ya bir başka Başbakanla, Ahmet Davutoğlu ile gelmiştim.

ARTIK VARŞOVA'LI SAYILIRIM...
Bu ikinci ziyaretimde artık Varşovalı'ydım. Nerede kalacağım, nereden nereye nasıl gideceğimi biliyordum. Heyettekileri rehberlik yapacak kadar bilgiliydim. Bu kez şehir merkezinde o çirkin Stalin Kulesi'nin tam karşısında bir otele yerleştim. İçimde kalmıştı. Hedefimde o kuleye çıkmak vardı. Ancak bu seferki şansızlığım, Varşova'nın havasıydı. ilk fırsatta kulenin yolunu tuttum.Tarihi asansöre bindiğimde bir miktar ürkmüş olsam da kısa sürede kulenin tepesine ulaştım. Ama işte şansızlık. Sisler içinde yanıp sönen gökdelenlerin ışıklarından başka birşey göremedim. 

KİM BİLİR ?
Varşova'nın en güzel manzarasını görmeyi bir başka zamana bırakarak, İstanbul uçağına bindim. Polonyalıların ne kadar dindar olduklarını aklımdan geçirirken Katolik bir rahibe yanıma oturdu. İstanbul aktarmalı olarak Afrika'daki bir kiliseye görevli olarak gidiyordu. Kısa sohbetimizde bu kadarını öğrenebilmiştim.O yol boyunca İncil okurken ben de Varşova'yı yeniden ziyaret etmeyi, bir türlü gidemediğim utanç müzeleri Nazi toplama kamplarını ziyaret etmeyi ve Stalin Kulesine yeniden çıkabilmeyi hayal ediyordum. Kim bilir belki bir sonraki ziyaretimde, Varşova ayaklanmasında öldürülen Şefik Hüsnü'nün kızı Meryem'in de mezarını bulurdum ? Kim bilir....   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder