11 Ocak 2014 Cumartesi

JAPONYA HAKKINDA HER ŞEY...

JAPONLAR BU DÜNYADAN OLAMAZ...

Güneş batmayan ülkeye gitmek için güneşi kovalamak gerekiyor. Doğuya doğru uzun bir uçak yolculuğu şart. Yaklaşık 12 süren yolculuk eski yıllardaki şehirler arası otobüs yolculuğu gibi. Uyumak zorunda kalabilirsiniz. Zaman zaman girilen türbülanslar yüzünden homurdanmanız mümkün. 
Kimse uyarmadığı için ben uyumayı tercih ettim. Ne kadar büyük hata yaptığımı Tokyo Narita Havalimanına inişe geçerken, uyandığımda anladım. Neredeyse 12 saat uyudum ama güneşi yakalayamadım. Çünkü İstanbul'dan gece kalkıp, Tokyo'ya akşam kararırken vardım.
Sadece kolumdaki mekanik saat değil, beden saatim de şaştı. Bedelini 4 gün boyunca uyuyamamakla ödedim. Jetlag dedikleri buydu ve beni daha ilk anda ağına düşürdü.

JETLAG  GÜCÜ
Bir saat eksik uyuduğunda bile kendini toparlayamayan ben, 4 gün üst üste uyuyamadım. Ama garip bir enerji ve açıklanamaz bir dinçlik yaşıyordum. Ne bir takviye enerji içeceği ne de vitamin almıştım. Uzak ve hayran olunası bir toplumun içine yaptığım bu yolculuk, beni diri tutuyordu? Doğrusu anlamadım.



UÇAĞIN KAPISINDA BAŞLIYOR
Japon insanının inanılmaz saygısı, daha uçağın kapısından adım attığınızda başlıyor. Neredeyse her yolcuyu bir görevli karşılıyor. Karşınızda saygıyla eğilen bu güzel insanlar, sizi yönlendiriyor. Tabelaların Japonca oluşundan mı böyle bir hizmeti verdiklerini düşündüm ama  İngilizce yönlendirme levhalarını görünce bunun bu ülkenin kültürü olduğunu anladım. Japon teknolojisi Narita Havalimanın her santimetresinde kendini gösteriyor. Pırıl pırıl zemini, elektronik göstergeli tabelaları ve uzay üstünü andıran pasaport kontrol noktası nasıl bir ülkeye geldiğiniz hakkında yeterince fikir veriyor.


FATSA DOĞUMLUYSANIZ DİKKAT...
Türklere vize uygulanmıyor. Ama mutlaka parmak iziniz alınıyor. Ha bir de kimlik kartınızdaki doğum yerinize mutlaka bakılıyor. Kazara Fatsa doğumluysanız sizi bir kenara ayırabiliyorlar. Çünkü Fatsa'nın neredeyse tamamı Japonya'ya göç etmiş durumda. Japonlar da bunu fark etmiş olacaklar ki, ülkeye girip, geri çıkmayan yeni Fatsalılar istemiyorlar. Fatsa doğumlu ya da Fatsa nüfusuna kayıtlı olanlardan davet yazısı istiyorlar.

KARINCA MİSALİ METRO...
Narita Tokyo'ya uzak bir havaalanı. Karayolunu kullanmak mantıklı değil. Araç kiralasanız bile yolları çıkarıp, otelinizi bulmak zor. Otobüsler de hemen doluyor. Kalıyor size metro. Öyle bildiğiniz rahat rahat inip, bindiğinizde koltuğuna oturacağınız bir metro düşünmeyin. Karınca yuvasına iner misali, büyük bir kalabalığın ayaklarınızı yerden kestiğini ve bir rüzgarla aşağıya indiğinizi hayal edin. Ve yine aynı rüzgarla trene istiflendiğinizi farz edin. Kapılar kapanmadığında görevi sizi itip kapıların kapatmak olan üniformalı memuru görünce de benim gibi şaşırıp kalın.


BALKONDAKİ OTOMOBİLLER
Toyko inanılmaz büyüklükte bir şehir. Nufüs 15 milyon civarında, ama herkes bir yere kümelenmemiş. Şehrin merkezi ile ilçeleri arasında nefes alınabilecek genişlikte ormanlar var. İki katlı köprüleri görünce Japonların mühendislikte hangi noktalara ulaştığını anlıyorsunuz. Japonlar park sorununa da kendilerince çözüm bulmuşlar. Öyle her sokakta gelişi güzel park etmiş araçlar görmüyorsunuz. Balkonlar burada insanlar için değil araçlar için yapılmış. Portatif balkonlar otomobil dolu. Yani aracını evinin önüne park eden bir Japon, bir düğmeye basıp 4 kattaki evinin balkonuna aracına çıkarabiliyor.

HER YER OTOMAT
Şehrin dört bir yanında küçük marketler var. Ama onlara bağımlı değilsiniz. Neredeyse her şeyi makinalarda bulmak mümkün. Gömlek kravat satan makinalar bile var. Neredeyse her sokakta olan ve parayla çalışan otomatlara zarar veren kimse yok. İstediğiniz yiyecek ve içeceği de günün 24 saati bu makinalardan alabiliyorsunuz. Market açıldı kapandı telaşı yok. Cebinizde bozuk paranızın olması yeterli.

HOBBİT OTELLERİ
Japonya'daki oteller çok farklı. Sanırsınız ki, bu oteller Hobbitler için yapılmış. Alçak kapılar, dar asansörler, küçük yataklar ve en şaşırtıcısı ufak banyolar buraya özgü. Duş alırken eğilmeniz gerekebilir. Her şey ortalama boyları 1.60 olan Japonlar için yapılmış sanki. Yani anlayacağınız orta boylu kabul edilen Türkler bile burada NBA oyuncusu havasına girebilir.


FULL OTOMATİK TUVALETLER
Ha bu arada tüm otellerde ve umumi tuvaletlerde standart olan full otomotik kumandalı klozetleri es geçmeyeyim. Klozete oturup elinize kumandayı aldınız mı kalkmadan her şeyi yapabilirsiniz. Japonca bilmenize gerek yok. Şekiller her şeyi anlatıyor. Popo figürüne püsküren su butonuna bastığınızda, sıcak ve yumuşak suyla kendi kendinize taharet alabiliyorsunuz.

ŞEMSİYEYE ALDANDIM
Tokyo'daki ilk sabahımda gün aydınlanır aydınlanmaz Jetlag etkisinden olacak dışarı çıktım. Büyük bir düzen içinde kalabalıklar işlerine gitme telaşındaydı. Film sahnelerinde yerinde sabit duran ama etrafında her şeyin ışık hızında hareket ettiği yalnız kahraman gibiydim. Hava günlük güneşlikti ama garip bir şekilde herkesin elinde şemsiye vardı. Nedense şapşal bir şekilde şemsiyenin Japon kültüründe bir figür olduğunu, dekor amaçlı taşındığını düşündüm. Sokakta yürürken beni kendime getiren aniden yağmaya başlayan yağmur oldu. Ben sırılsıklam olurken etraf şemsiye denizine dönmüştü. Ertesi gün uyandığımda kara bulutlar her yanı sarmıştı. Otelin yakınında gördüğüm markete koşup bir şemsiye aldım. Yolda yürürken bir de ne göreyim. Kimselerde şemsiye yok. Satın aldığım şemsiyeyi akşama kadar boş boş taşımak zorunda kaldım. Tek bir damla düşmedi. Sonra öğrendim ki, bütün Japonlar sabah ilk kalktıklarında hava durumuna bakar, dışarı öyle çıkarmış. Ve Japon Meteorolojisi kolay kolay ıskalamazmış. Geri kalan 5 gün boyunca bende fanatik bir hava durumu izleyicisi oldum.

TAKSİLERİ GÖZÜNÜZ KAPALI BİNİN
Toyota'nın, Nissan'ın, Suzuki'nin daha adını yazamayacağım dünya çapındaki Japon otomobil markalarının bin bir çeşit modelini görmek farklı bir deneyim oldu benim için. Ve yazık ki bu gelişmiş modellerin çoğu ülkemizde bulunmuyor. Amerikan arabaları büyüklüğünde geniş ve ferah otomobiller Tokyo'da Taksi olarak kullanılıyor. Bizde bugünlerde yeni yeni kullanılmaya başlanan Navigasyon sistemleri Japonlarda 15 yıldır kullanılıyor. Ve bu sistemler, bütün taksilerde standart olarak yer alıyor. Başka bir standart Taksicilerin giyimleri. Bütün taksiciler şık takım elbise giyip mutlaka eldiven takıyor. Taksicilerin sadece giyimleri değil, dürüstlükleriyle de birbirlerine benziyor. Bir hafta boyunca onlarca kez taksiye bindim. Her defasında aynı saygı ve dürüstlüğü gördüm. Adresi bulamadığında aşağı inip oturduğunuz arka koltuğa doğru ellerini birleştirip saygıyla eğilen ve özür dileyen şoförler gördüm. Taksi metreyi durdurup aramaya devam edenleri görünce bu kadar da olmaz dedim. Unuttuğunuz eşyanızı şık bir kutunun içine koyup otelinize kadar getiren ve bir teşekkürü yeterli görenlerle karşılaşınca bu insanlar bu dünyadan olamaz dedim. 


İNSANA SAYGININ TÖRENİ GİBİ..
Burada insana saygı öylesine boyutlardaki adres sorup yardım istediğiniz sıradan bir Japon yardımcı olamadığı an ağlamaklı hale gelebiliyor. Siz yolunuza devam ederken o hala düşünmeyi sürdürebiliyor. Belediye işçileri, en sıradan çalışmalarında bile yola bariyer çekip her metreye bir görevli koyabiliyor. Yayalar güvenli bir şekilde yürürken şöyle bir baktığınızda yapılanın sadece bir Kanalizasyon kapağı açmak olduğunu görüp sizi fazlasıyla utandırabiliyor. Ve başlıkta da dediğim gibi ülkenize döndüğünüzde bu Japonlar başka bir gezegenden diye sizi uzun uzun düşündürüyor.  



3 yorum:

  1. :) Beğendim. anlatım da başarılı..

    YanıtlaSil
  2. http://osakaninmuhtari.blogspot.com.tr

    japonya/osaka da yasiyoruz,japonya hakkinda ogrenmek istediginiz tum bilgileri,gunluk yazilarima dokuyorum..sayfama beklerim sizleride..

    YanıtlaSil