JAPONLAR BU DÜNYADAN OLAMAZ...
Güneş batmayan ülkeye gitmek için
güneşi kovalamak gerekiyor. Doğuya doğru uzun bir uçak yolculuğu şart. Yaklaşık 12 süren yolculuk eski yıllardaki şehirler arası otobüs yolculuğu gibi. Uyumak
zorunda kalabilirsiniz. Zaman zaman girilen türbülanslar yüzünden homurdanmanız
mümkün.
Kimse uyarmadığı için ben uyumayı tercih ettim. Ne kadar büyük hata yaptığımı Tokyo Narita Havalimanına inişe geçerken, uyandığımda anladım. Neredeyse 12 saat uyudum ama güneşi yakalayamadım. Çünkü İstanbul'dan gece kalkıp, Tokyo'ya akşam kararırken vardım.
Sadece kolumdaki mekanik saat değil, beden saatim de şaştı. Bedelini 4 gün boyunca uyuyamamakla ödedim. Jetlag dedikleri buydu ve beni daha ilk anda ağına düşürdü.
JETLAG GÜCÜ
Kimse uyarmadığı için ben uyumayı tercih ettim. Ne kadar büyük hata yaptığımı Tokyo Narita Havalimanına inişe geçerken, uyandığımda anladım. Neredeyse 12 saat uyudum ama güneşi yakalayamadım. Çünkü İstanbul'dan gece kalkıp, Tokyo'ya akşam kararırken vardım.
Sadece kolumdaki mekanik saat değil, beden saatim de şaştı. Bedelini 4 gün boyunca uyuyamamakla ödedim. Jetlag dedikleri buydu ve beni daha ilk anda ağına düşürdü.
JETLAG GÜCÜ
Bir saat eksik uyuduğunda bile
kendini toparlayamayan ben, 4 gün üst üste uyuyamadım. Ama garip bir enerji ve
açıklanamaz bir dinçlik yaşıyordum. Ne bir takviye enerji içeceği ne de vitamin
almıştım. Uzak ve hayran olunası bir toplumun içine yaptığım bu yolculuk, beni
diri tutuyordu? Doğrusu anlamadım.
UÇAĞIN KAPISINDA BAŞLIYOR
Japon insanının inanılmaz saygısı,
daha uçağın kapısından adım attığınızda başlıyor. Neredeyse her yolcuyu bir
görevli karşılıyor. Karşınızda saygıyla eğilen bu güzel insanlar, sizi
yönlendiriyor. Tabelaların Japonca oluşundan mı böyle bir hizmeti verdiklerini
düşündüm ama İngilizce yönlendirme
levhalarını görünce bunun bu ülkenin kültürü olduğunu anladım. Japon
teknolojisi Narita Havalimanın her santimetresinde kendini gösteriyor. Pırıl
pırıl zemini, elektronik göstergeli tabelaları ve uzay üstünü andıran pasaport
kontrol noktası nasıl bir ülkeye geldiğiniz hakkında yeterince fikir veriyor.
FATSA DOĞUMLUYSANIZ DİKKAT...
Türklere vize uygulanmıyor. Ama
mutlaka parmak iziniz alınıyor. Ha bir de kimlik kartınızdaki doğum yerinize
mutlaka bakılıyor. Kazara Fatsa doğumluysanız sizi bir kenara ayırabiliyorlar.
Çünkü Fatsa'nın neredeyse tamamı Japonya'ya göç etmiş durumda. Japonlar da bunu
fark etmiş olacaklar ki, ülkeye girip, geri çıkmayan yeni Fatsalılar
istemiyorlar. Fatsa doğumlu ya da Fatsa nüfusuna kayıtlı olanlardan davet
yazısı istiyorlar.
KARINCA MİSALİ METRO...
Narita Tokyo'ya uzak bir
havaalanı. Karayolunu kullanmak mantıklı değil. Araç kiralasanız bile yolları
çıkarıp, otelinizi bulmak zor. Otobüsler de hemen doluyor. Kalıyor size metro.
Öyle bildiğiniz rahat rahat inip, bindiğinizde koltuğuna oturacağınız bir metro
düşünmeyin. Karınca yuvasına iner misali, büyük bir kalabalığın ayaklarınızı
yerden kestiğini ve bir rüzgarla aşağıya indiğinizi hayal edin. Ve yine aynı rüzgarla
trene istiflendiğinizi farz edin. Kapılar kapanmadığında görevi sizi itip
kapıların kapatmak olan üniformalı memuru görünce de benim gibi şaşırıp kalın.
BALKONDAKİ OTOMOBİLLER
Toyko inanılmaz büyüklükte bir
şehir. Nufüs 15 milyon civarında, ama herkes bir yere kümelenmemiş. Şehrin
merkezi ile ilçeleri arasında nefes alınabilecek genişlikte ormanlar var. İki
katlı köprüleri görünce Japonların mühendislikte hangi noktalara ulaştığını
anlıyorsunuz. Japonlar park sorununa da kendilerince çözüm bulmuşlar. Öyle her
sokakta gelişi güzel park etmiş araçlar görmüyorsunuz. Balkonlar burada
insanlar için değil araçlar için yapılmış. Portatif balkonlar otomobil dolu.
Yani aracını evinin önüne park eden bir Japon, bir düğmeye basıp 4 kattaki
evinin balkonuna aracına çıkarabiliyor.
HER YER OTOMAT
Şehrin dört bir yanında küçük
marketler var. Ama onlara bağımlı değilsiniz. Neredeyse her şeyi makinalarda bulmak
mümkün. Gömlek kravat satan makinalar bile var. Neredeyse her sokakta olan ve
parayla çalışan otomatlara zarar veren kimse yok. İstediğiniz yiyecek ve
içeceği de günün 24 saati bu makinalardan alabiliyorsunuz. Market açıldı
kapandı telaşı yok. Cebinizde bozuk paranızın olması yeterli.
HOBBİT OTELLERİ
Japonya'daki oteller çok farklı.
Sanırsınız ki, bu oteller Hobbitler için yapılmış. Alçak kapılar, dar asansörler,
küçük yataklar ve en şaşırtıcısı ufak banyolar buraya özgü. Duş alırken eğilmeniz gerekebilir. Her şey ortalama boyları 1.60 olan Japonlar için yapılmış sanki. Yani
anlayacağınız orta boylu kabul edilen Türkler bile burada NBA oyuncusu havasına
girebilir.
FULL OTOMATİK TUVALETLER
Ha bu arada tüm otellerde ve umumi
tuvaletlerde standart olan full otomotik kumandalı klozetleri es geçmeyeyim.
Klozete oturup elinize kumandayı aldınız mı kalkmadan her şeyi yapabilirsiniz.
Japonca bilmenize gerek yok. Şekiller her şeyi anlatıyor. Popo figürüne
püsküren su butonuna bastığınızda, sıcak ve yumuşak suyla kendi kendinize
taharet alabiliyorsunuz.
ŞEMSİYEYE ALDANDIM
Tokyo'daki ilk sabahımda gün aydınlanır
aydınlanmaz Jetlag etkisinden olacak dışarı çıktım. Büyük bir düzen içinde kalabalıklar
işlerine gitme telaşındaydı. Film sahnelerinde yerinde sabit duran ama
etrafında her şeyin ışık hızında hareket ettiği yalnız kahraman gibiydim. Hava
günlük güneşlikti ama garip bir şekilde herkesin elinde şemsiye vardı. Nedense
şapşal bir şekilde şemsiyenin Japon kültüründe bir figür olduğunu, dekor amaçlı
taşındığını düşündüm. Sokakta yürürken beni kendime getiren aniden yağmaya başlayan
yağmur oldu. Ben sırılsıklam olurken etraf şemsiye denizine dönmüştü. Ertesi
gün uyandığımda kara bulutlar her yanı sarmıştı. Otelin yakınında gördüğüm
markete koşup bir şemsiye aldım. Yolda yürürken bir de ne göreyim. Kimselerde
şemsiye yok. Satın aldığım şemsiyeyi akşama kadar boş boş taşımak zorunda kaldım.
Tek bir damla düşmedi. Sonra öğrendim ki, bütün Japonlar sabah ilk
kalktıklarında hava durumuna bakar, dışarı öyle çıkarmış. Ve Japon Meteorolojisi
kolay kolay ıskalamazmış. Geri kalan 5 gün boyunca bende fanatik bir hava
durumu izleyicisi oldum.
TAKSİLERİ GÖZÜNÜZ KAPALI BİNİN
Toyota'nın, Nissan'ın, Suzuki'nin
daha adını yazamayacağım dünya çapındaki Japon otomobil markalarının bin bir
çeşit modelini görmek farklı bir deneyim oldu benim için. Ve yazık ki bu gelişmiş
modellerin çoğu ülkemizde bulunmuyor. Amerikan arabaları büyüklüğünde geniş ve
ferah otomobiller Tokyo'da Taksi olarak kullanılıyor. Bizde bugünlerde yeni
yeni kullanılmaya başlanan Navigasyon sistemleri Japonlarda 15 yıldır
kullanılıyor. Ve bu sistemler, bütün taksilerde standart olarak yer alıyor.
Başka bir standart Taksicilerin giyimleri. Bütün taksiciler şık takım elbise
giyip mutlaka eldiven takıyor. Taksicilerin sadece giyimleri değil,
dürüstlükleriyle de birbirlerine benziyor. Bir hafta boyunca onlarca kez
taksiye bindim. Her defasında aynı saygı ve dürüstlüğü gördüm. Adresi
bulamadığında aşağı inip oturduğunuz arka koltuğa doğru ellerini birleştirip
saygıyla eğilen ve özür dileyen şoförler gördüm. Taksi metreyi durdurup aramaya
devam edenleri görünce bu kadar da olmaz dedim. Unuttuğunuz eşyanızı şık bir
kutunun içine koyup otelinize kadar getiren ve bir teşekkürü yeterli görenlerle
karşılaşınca bu insanlar bu dünyadan olamaz dedim.
İNSANA SAYGININ TÖRENİ GİBİ..
Burada insana saygı öylesine
boyutlardaki adres sorup yardım istediğiniz sıradan bir Japon yardımcı
olamadığı an ağlamaklı hale gelebiliyor. Siz yolunuza devam ederken o hala
düşünmeyi sürdürebiliyor. Belediye işçileri, en sıradan çalışmalarında bile
yola bariyer çekip her metreye bir görevli koyabiliyor. Yayalar güvenli bir
şekilde yürürken şöyle bir baktığınızda yapılanın sadece bir Kanalizasyon
kapağı açmak olduğunu görüp sizi fazlasıyla utandırabiliyor. Ve başlıkta da
dediğim gibi ülkenize döndüğünüzde bu Japonlar başka bir gezegenden diye sizi
uzun uzun düşündürüyor.





:) Beğendim. anlatım da başarılı..
YanıtlaSilhttp://osakaninmuhtari.blogspot.com.tr
YanıtlaSiljaponya/osaka da yasiyoruz,japonya hakkinda ogrenmek istediginiz tum bilgileri,gunluk yazilarima dokuyorum..sayfama beklerim sizleride..
Teşekkürler.
YanıtlaSil