BÜYÜK HABER DEVRİMCİSİ ABİMİN ANISINA....
İddia ile söylüyorum, Türk medya tarihinin en ilginç olayını okuyacaksınız birazdan. Olayın kahramanı bugün yaşamıyor. Ama adı, ama görüntülü haberciliğe katkıları hiç ölmedi, hala yaşıyor.
Doğan Haber Ajansı'na başladığım 2007 yılından önce de duymuştum adını.Özellikle Milliyet Gazetesindeki manşet haberleriyle hafızama kazınmıştı pilot şapkalı fotoğrafı.
Farkı, habere herkesten yukarıda, farklı bir açıdan bakabilmesiydi. Gökyüzü fotoğrafcısıyla birlikte haberin zirvesine çıkmıştı adı.Murat Öztürk'ten söz ediyorum. Rahmetli Murat Öztürk'ten.
DHA'nin kurulmasının ardından Milliyet ve Hürriyet Gazetesinden ajansı geçen isimler arasındaydı.Kısa zamanda farkını DHA'da da gösterdi. Dronlar çıkmamışken daha piyasaya, kendisi tek başına drondu. En önemli olayları, havadan görüntülüyor, fotoğraflarıyla fark yaratıyordu.
3-5 yıl öncesinden söz ediyorum...
Daha mobil teknoloji haberin içinde bu kadar yokken... Görüntülerin kasetlere çekildiği, kasetlerin arabayla merkeze gönderildiği günlerden bahsediyorum.
Hezarfen Havalimanı'ndan tek motorlu uçağıyla her kalktığında haberin kalbine uçardı. Bazen boğazı çekerdi kan içinde, bazen de çatıları alevlerin doldurduğu yangınları havadan.Birkaç kez telefonda konuşmuştum. Görüntüyü araçla gönderme taraftarı değildi. Trafikte sana ulaşana kadar bayatlayacak derdi.
Ne kadar haklı olduğunu zaman gösterecekti. Hem de beni çok güldüren bir olayla. Sevgili haber kameramanı arkadaşım Gökhan Köşetaş'ın anlattığı anektoda ne kadar güldüğümü hala hatırlıyorum. O kadar gülmüştüm ki bir süre sonra başıma aynısı gelmişti. Neyse oraya döneriz.
Gökhan Köşetaş'ın ağızından aktarmaya çalışayım. Bir hafta sonudur, haber gündemi sakin, Köşetaş haber merkezinde oturmaktadır. Haber müdürü seslenir, 'dışarı çık uçak geçecek birazdan aşağı kaset atacak onu al bana getir' der. Köşetaş oralı olmaz. Müdürün kendisiyle dalga geçtiğini düşünür. Müdür tekrar eder, 'hadi kardeşim çık dışarı uçak geçecek şimdi'. Daha bir sert söylemiştir bu kez. Köşetaş çaresiz dışarı çıkar. Ne olup bittiğini anlamaya çalışırken Doğan TV Center'ın Bağcılar'daki binasının üzerinden tek motorlu bir uçak çok alçaktan, hızla geçer. Evet uçaktan bir şey atılmıştır ama takip etmek ne mümkün. Atılan şey arka bahçeye düşer, Köşetaş arar arar bulamaz. Güvenlik görevlilerinden yardım ister. 1 saatlik bir arazi taramasının ardından poşet içindeki kaset bulunur.
Gökhan Köşetaş bu olayı anlattığında, bir yandan gözümde canlandırmaya çalışmış diğer yanda aşırı gülmekten gözlerimden yaşlar gelmişti. Birkaç yıl içinde benzer bir olayı yaşayacağımı bilmiyordum.
Bir kaç yıl sonra bir gün bu kez başka bir yönetici beni görüp seslendi, 'Dışarı çık, Murat abi birazdan geçecek kaseti atacak, al bana getir' diye. Hemen dışarı koştum. Evet Murat abinin tek motorlu uçağı gösteri uçuşu yaparcasına binanın üzerinden sorti yaparak geçti. Kaseti attı. O da ne kaset TEM otoyolu kenarına düşmüştü. Ve sürekli zıplayıp duruyordu.
Haber tarihine geçecek görüntü iletme yönteminin yaşanan tecrübelerle yeni metodlar geliştirdiğinden habersizdim. Atılan kasetlerin kaybolması ve aranması Murat abinin aklına yeni bir fikir getirmişti. Bu kez kaseti koyduğu poşetin içine bir de minik bir top koyuyordu. O top sayesinde kasetin içinde olduğu poşet sürekli zıplıyor, 'ben buradayım' diye adeta sinyal gönderiyordu. Ve bu sayede kaybolmadan kolayca bulunuyordu. Ben Köşetaş'a göre şanslıydım yani. Yol kenarında zıplayan poşeti ezilmeden gidip almıştım.
Sonra birgün yine bir haberde duymuştum o güzel insanın adını. Bu kez haberin kahramanıydı. Gösteri uçuşunda uçağı düşmüştü. O attığı kasetler gibi tekrar tekrar zıplamasını, ben buradayım demesini bekledim. Ama nafile. Acı haber gelmişti. Medya tarihinin büyük haber devrimcisi hayata gözlerini kapamıştı. Bugün her dron görüntüsü gördüğümde, dağ başından bile görüntü geçtiğimde aklıma Murat abi gelir. O bu iki teknolojiyi çok önceden tek başına hayata geçirmişti. Nurlar içinde yat güzel abim.
İddia ile söylüyorum, Türk medya tarihinin en ilginç olayını okuyacaksınız birazdan. Olayın kahramanı bugün yaşamıyor. Ama adı, ama görüntülü haberciliğe katkıları hiç ölmedi, hala yaşıyor.
Doğan Haber Ajansı'na başladığım 2007 yılından önce de duymuştum adını.Özellikle Milliyet Gazetesindeki manşet haberleriyle hafızama kazınmıştı pilot şapkalı fotoğrafı.
Farkı, habere herkesten yukarıda, farklı bir açıdan bakabilmesiydi. Gökyüzü fotoğrafcısıyla birlikte haberin zirvesine çıkmıştı adı.Murat Öztürk'ten söz ediyorum. Rahmetli Murat Öztürk'ten.
DHA'nin kurulmasının ardından Milliyet ve Hürriyet Gazetesinden ajansı geçen isimler arasındaydı.Kısa zamanda farkını DHA'da da gösterdi. Dronlar çıkmamışken daha piyasaya, kendisi tek başına drondu. En önemli olayları, havadan görüntülüyor, fotoğraflarıyla fark yaratıyordu.
3-5 yıl öncesinden söz ediyorum...
Daha mobil teknoloji haberin içinde bu kadar yokken... Görüntülerin kasetlere çekildiği, kasetlerin arabayla merkeze gönderildiği günlerden bahsediyorum.
Hezarfen Havalimanı'ndan tek motorlu uçağıyla her kalktığında haberin kalbine uçardı. Bazen boğazı çekerdi kan içinde, bazen de çatıları alevlerin doldurduğu yangınları havadan.Birkaç kez telefonda konuşmuştum. Görüntüyü araçla gönderme taraftarı değildi. Trafikte sana ulaşana kadar bayatlayacak derdi.
Ne kadar haklı olduğunu zaman gösterecekti. Hem de beni çok güldüren bir olayla. Sevgili haber kameramanı arkadaşım Gökhan Köşetaş'ın anlattığı anektoda ne kadar güldüğümü hala hatırlıyorum. O kadar gülmüştüm ki bir süre sonra başıma aynısı gelmişti. Neyse oraya döneriz.
Gökhan Köşetaş'ın ağızından aktarmaya çalışayım. Bir hafta sonudur, haber gündemi sakin, Köşetaş haber merkezinde oturmaktadır. Haber müdürü seslenir, 'dışarı çık uçak geçecek birazdan aşağı kaset atacak onu al bana getir' der. Köşetaş oralı olmaz. Müdürün kendisiyle dalga geçtiğini düşünür. Müdür tekrar eder, 'hadi kardeşim çık dışarı uçak geçecek şimdi'. Daha bir sert söylemiştir bu kez. Köşetaş çaresiz dışarı çıkar. Ne olup bittiğini anlamaya çalışırken Doğan TV Center'ın Bağcılar'daki binasının üzerinden tek motorlu bir uçak çok alçaktan, hızla geçer. Evet uçaktan bir şey atılmıştır ama takip etmek ne mümkün. Atılan şey arka bahçeye düşer, Köşetaş arar arar bulamaz. Güvenlik görevlilerinden yardım ister. 1 saatlik bir arazi taramasının ardından poşet içindeki kaset bulunur.
Gökhan Köşetaş bu olayı anlattığında, bir yandan gözümde canlandırmaya çalışmış diğer yanda aşırı gülmekten gözlerimden yaşlar gelmişti. Birkaç yıl içinde benzer bir olayı yaşayacağımı bilmiyordum.
Bir kaç yıl sonra bir gün bu kez başka bir yönetici beni görüp seslendi, 'Dışarı çık, Murat abi birazdan geçecek kaseti atacak, al bana getir' diye. Hemen dışarı koştum. Evet Murat abinin tek motorlu uçağı gösteri uçuşu yaparcasına binanın üzerinden sorti yaparak geçti. Kaseti attı. O da ne kaset TEM otoyolu kenarına düşmüştü. Ve sürekli zıplayıp duruyordu.
Haber tarihine geçecek görüntü iletme yönteminin yaşanan tecrübelerle yeni metodlar geliştirdiğinden habersizdim. Atılan kasetlerin kaybolması ve aranması Murat abinin aklına yeni bir fikir getirmişti. Bu kez kaseti koyduğu poşetin içine bir de minik bir top koyuyordu. O top sayesinde kasetin içinde olduğu poşet sürekli zıplıyor, 'ben buradayım' diye adeta sinyal gönderiyordu. Ve bu sayede kaybolmadan kolayca bulunuyordu. Ben Köşetaş'a göre şanslıydım yani. Yol kenarında zıplayan poşeti ezilmeden gidip almıştım.
Sonra birgün yine bir haberde duymuştum o güzel insanın adını. Bu kez haberin kahramanıydı. Gösteri uçuşunda uçağı düşmüştü. O attığı kasetler gibi tekrar tekrar zıplamasını, ben buradayım demesini bekledim. Ama nafile. Acı haber gelmişti. Medya tarihinin büyük haber devrimcisi hayata gözlerini kapamıştı. Bugün her dron görüntüsü gördüğümde, dağ başından bile görüntü geçtiğimde aklıma Murat abi gelir. O bu iki teknolojiyi çok önceden tek başına hayata geçirmişti. Nurlar içinde yat güzel abim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder