15 Eylül 2013 Pazar

BİR MUHABİRİN AKADEMİK DENEMESİ

BİR MUHABİRİN AKADEMİK DENEMESİ... 

11 yıldır aralıksız muhabirlik yapıyorum. Sokaklarda da bulundum, kapalı salonlarda da. Başbakan'a da gittim, mahalle muhtarına da. Japonya'dan da haber geçtim, Bağcılar Yüzyıl Mahallesinden de...

Tespitlerim akademik bir çalışmaya konu olabilir.

Değer verir okursanız, kendimce küçük katkılarda bulunmak istiyorum. Teorik tespitlerimi örneklerle açıklamaya çalışacağım. Vereceğim örnekler bütünlüğü sağlamak amacıyla son 5 yıldır aralıksız takibini yaptığım Başbakan haberleriyle ilgili olacak.

Haberciliğin altın kurallarından biri ve bence en önemlisi güvenilir olmaktır. Güvenilir olmanın yolu, haberci okur yazarlığının yanında tecrübeli olmayı gerektirir. Tek başına iyi niyet, yeterli olmaz. Heyecanla yazılan bir haber böyle de olsa, gerçeğe bağlı kalamaz, yeterli olamaz. Güvenilir olmak tek başına sağlanacak bir başarı değildir. Kurumsallık gerektirir. Aynı kurumda çalıştığınız bir başka meslektaşınızın hatası sizi de etkiler. Bütünlüğü sağlamak editöryal
ekibin görevidir. Haber Müdürlüğü veya Genel Yönetmenlik sürekli bir denetim göstermelidir ki, güvenilirlik bir bütünlük oluşturup, kurumsal kimliğe yansıyabilsin. Yani sizin tek başına güvenilirliğinizi, yaptığınız iş kadar bağlı olduğunuz müdürünüz sağlar.

NEDEN SORUSU...
Ama ortada editöryal desteğin yeterli olamayacağı kadar büyük bir acemilik varsa yapılacak fazla bir şey yoktur. Örneğin Başbakan Erdoğan'ın E-5'de giderken yol kenarına çekip beklemesi haberdir. Ama eksiktir. Konvoy neden durmuştur ? Bunun nedenini öğrenmek alandaki muhabirin görevidir. Gerçek neden öğrenilemezse editöryal beceri işin içinden çıkamaz. Başbakan rahatsızlandığı için makam aracının durduğunu söylemek büyük bir habercilik kazasına yol açabilir. Doğrusu çok önemli bir liderle yapılan ve yine çok önemli bir telefon görüşmesidir.

TEKNİK SORUNLAR
Aynı olayı birde teknik açıdan bakalım Başbakanı takip eden ekibin iş bölüşümü önemlidir. Kameraman görüntüsünü çeker. Daima kayıtta olmak zorundadır. Aracın durduğunu gösteren görüntü acildir ve hemen geçilmelidir. Görüntüyü geçme işini kameramana bırakırsak, makam aracının yeniden hareket etme görüntüsünü veya Başbakanın anlık çekilebilecek telefonla konuşma görüntüsünü kaçırmak yüksek ihtimaldir. Onun için görüntü geçme sorumluğu muhabirin olmalıdır. Diğer türlü, bugün olmazsa yarın mutlaka ama mutlaka bizi geride bırakacak bir görüntüyü kaçırma ihtimali çok yüksektir.


HABERİN İÇİNDE BOĞULMAK
Başbakan takibine ilk kez giden bir habercinin yapacağı en büyük hata haberin içinde boğulmaktır. Onun gözünde başbakanın adım atması bile haberdir. Söylediği her söz aldığı her alkış önemlidir. Ama bir yandan da akıp giden bir gündem vardır. İşte tecrübe burada devreye girer. Siyasiler sık sık konuşma yapar. Yaptıkları her konuşma, belli bir periyot içinde, benzer tespitleri, tekrar cümleleri içerir. Farklı olanı yakalamak için uzun süre bu konuşmaları dinlemiş olmak gerekir.

TECRÜBE HER ŞEY DEĞİLDİR
Tecrübe her şey midir ? Elbette hayır. Hatta tecrübenin getireceği monotonluk haberciliğin en büyük düşmanıdır. Bazen önünden akıp giden bir haberi görmemek, haberi boyut kazandıracak ufak bir ayrıntıyı es geçmek en sık rastlanan olumsuzluktur. Böyle haberleri yakalayabilmek kovalamayla, her zaman tetikte olmayla bağlantılıdır. Bu durum tecrübe arttıkça azalabilir. Yani Başbakana takibine ilk kez giden acemi bir muhabir, yılların tecrübeli muhabirlerine haber atlatabilir. Neden ? Çünkü heyecanlıdır ve tetiktedir.Oturmaz bile, ayakta beklemekte, haberi kovalamaktadır. Ameliyat sonrası aylarca evinden çıkmayan Başbakanın tek kare görüntüsü önemliyken, evinin önünde bekleyen muhabirlerin büyük bir çoğunluğu öğle vakti yemeğe gider. Tecrübelerine ve istihbaratlarına fazla güvenmektedirler. Ama onlar kadar tecrübeli olmayan genç haberci, yemeği ayağına getirir. Beklemeye devam eder. Günlerce peşinden koşulan o tek kare görüntü ya da fotoğraf onun hakkıdır. Ve yaşanmışlıkla sabittir ki, başbakan aylar sonra tamda öğle yemeği vakti dışarı çıkmıştır.

MADDİ DESTEK ŞART
Başbakanı aylar sonra görüntülemek başarıdır ama yeterli değildir. Tecrübeli muhabir görüntüyü atlamış bile olsa neden dışarı çıkıldığını, başbakanın yanında doktorunun olup olmadığını, hastaneye gidip gitmediğini öğrenen muhabirdir. İşte onun içindir ki, tecrübeli bir muhabirin heyecanının diri tutmak , maddi ve manevi tatminini sağlamakla mümkündür.

HIZ HER ŞEY Mİ ?
Güvenilir olmaktan, doğru zamanda doğru yerde olmaktan bahsettik. Ve bence günümüzde çok daha öne çıkan bir başka başarıyı daha göstermek gerekiyor. O da hız. Neredeyse herkesin bilgiye bir adım ötede yaşadığı günümüzde, hız çok daha önemli hale geldi. Hızlı olmanın en önemli şartı, doğru teknik donanıma sahip olmaktan geçiyor. Ve elbette bu ekipmanı doğru ve etkili şekilde kullanmayı da bilmek gerekiyor. Örneğin 3G cihazına sahip olmak yetmez. Bu cihazı doğru ve yerinde kullanmak gerekir. Bu ancak alandaki muhabirin inisiyatifiyle olabilir. Başbakan Erdoğan'ın canlı yayın imkanının olmadığı uzak bir noktada ayak üstü açıklama yapacağı bilgisini zamanında merkezi ulaştırmak, 3 G cihazının o noktaya ulaşımını sağlamak önemli bir başarıdır. Gezi olaylarında olduğu gibi haberin devamlılık arz ettiği hallerde editöryal tercihler de teknik donanımı etkili kullanmaya örnek verilebilir. Ama yine de hızlı olacağım diye telafisi mümkün olmayan haber hataları da yapılabilir. Teknik anlamda hızlı olmanın getireceği bariz bir hata olmaz. Olsa olsa gereksiz kullanımdan kaynaklı faturanın yükselmesi durumu yaşanabilir. Ama bilgiyi hızlı ulaştırırken hata yapmak, işte onu düzeltmek çok ama çok zor. Burada da bir kez daha tecrübe ortaya çıkar

HABER FARKI
Gelelim görüntülü haberle yazılı haber arasındaki farka. Görüntü olmadan haber olmaz. Haberde 'Başbakan Erdoğan kahkaha attı' diye yazarsanız bunun görüntüsü elinizde olmalıdır. Ya da elinizde başbakanın konvoyunun tozu dumana katarak ilerlediği gösteren bir görüntü varsa bu görüntüyü haberde anlatmanız gerekir. Yazılı haber ki, daha çok gazete haberi için kullanılan bir terimdir bu. Yazılı haberde,' başbakanın konvoyu tozu dumana katarak ilerledi' diye bir ifadeyi kullanmak yanlış olacaktır. Yani hem haber dili başkadır hem de teknik farklılıklar vardı. Görüntü için hız önemlidir. İlk görüntüyü geçmek kısa mesafe koşusunda finişi önde geçmek gibidir. Ama yazılı haberin öyle bir zorunluluğu yoktur. Haberi baskıya yetiştirmek elbette önemlidir ama daha çok uzun mesafe koşusu gibidir. Tempoyu ayarlamak ve bitiş çizgisine yakın yüklenmek yeterli olacaktır. Son yıllarda birde İnternet haberciliği ortaya çıkmıştır ki bu haberciliğe yeni bir ivme kazandırmıştır. Bence İnternet haberciliği ikisinin ortası bir orta mesafe koşusu değil, kısa mesafe koşusudur. Ve daha çok görüntülü haber sınıfına girer. Çünkü İnternet okuyucusu kısa bir bilginin yanında görselliğe de önem vermektedir. Onun için iyi bir İnternet habercisi iyi bir televizyon habercisinden çıkar....

Başta söylediğimi sonda tekrarlayarak şimdilik bitirmek istiyorum. Değer verip okumuşsanız havada bıraktığım ve devamını getirmek için desteğe ihtiyaç duyduğum bu yazıyı sürdüreceğim. Teşekkür ederim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder