21 Ekim 2012 Pazar

NEDEN HESLERE KARŞI ÇIKILMASI GEREKTİĞİ HİÇ BU KADAR GÜZEL ANLATILMADI...


NEDEN HES'LERE KARŞI ÇIKIYOR BU İNSANLAR ?
ÇAYKARA'NIN GÜZEL DAĞLARINA SEVDALI BİR DOKTOR YAZDI ?
O DAĞLAR VE O KARŞI ÇIKIŞ HİÇ BU KADAR GÜZEL ANLATILMADI?  
DR. BÜLENT ALTUNCU YAZDI....MUTLAKA SONUNA KADAR OKUYUN...
 
                                             DR. BÜLENT ALTUNCU YAZDI
Yazbaşı köydeki evden çıkıp, bir daha güzün eve giren mısır tanesinin öyküsünün belgeselini çekmeye çalışan arkadaşımı, daha güz gelmeden, mısır tanesini eve koyamadan mapusa koydular.
2500 rakımda şu an üzerinde oturduğum taştan biraz dah...
a yukarda bir yerde, sis bulutunun içinde oturup beklemiştik yazın, sisin çekilmesini. Çocukluğumuzun içinden geçtiği “derebaşı” virajlarını çocukluğumuz kadar uzak bir yerden tekrardan görebilmek, fotoğraflayabilmek umuduyla. Şekerim düşer diye yanımızda taşıdığımız küçük kavunu bıçağımız olmadığından taşla kesip yemiş, ellerimizi ağustos sıcağında hala erimemiş kar kürtüğüne sürterek yıkamıştık. 2 saat beklemiş, sisin çekileceğinden umudumuz kalmayınca dönmüştük. Mısır tanesinin öyküsünü o zaman anlatmıştı bize Murat.
2 ay sonra, mısır taneleri evlerinde ama o mapustayken tekrar gittim oraya. Bizi terör örgütü üyesi yapan çocukluğumuzu daha net görebilmek ve anlatabilmek için. Rusların kazma kürek yaptığı, yüzyıldır yıkılmayan taş duvarlarını izlerken, sesleri vadinin derinliklerinden gelen HES yapımında çalışan dozerlerin “derebaşı” ndaki toprağa her darbesi beynimim derinliklerine işleye işleye, acısı kalbimi eze eze izledim çocukluğumu. Ve anladım suçumu.
Çünkü onlar hayatı paradan ibaret görüyorlar. Oysa bu “derebaşı virajları” bizlere hayata dair neler öğretmedi ki: doğa karşısında ki zayıflığımızı…, bu yüzden korkunca, virajları tırmanan Thames marka kamyonun şöför mahallinden bagajına uzatılmış hoparlörlerden gelen kur’an sesine odaklanıp Tanrı’ ya sığınmayı bu virajlar öğretti onlarca nesile. Şehir çocukları mahallelerinde bisiklet binerken biz kamyon kasasından aşağıya atlayıp, viraj aralarını kestirme yoldan dikey olarak çıkarak, kamyonla yarışırken kendine güvenmeyi…, Demirkapı da ki taş yolun insanlar tarafından büyük bir kayadan küçük küçük parçalar koparılarak yapıldığını duyunca insanın gücünü, isterse dağları delebileceğini … Virajı tek seferde dönemeyip geri gelen kamyonun dingil tekerinin yolun aşağısına kadar sarkıp havada kaldığı anda kasanın en arkasında olmanın verdiği heyacanı, risk alma duygusunu.. yağmurda ıslanmanın verdiği ferahlığı, kavurucu güneş altında insanın içinin ısınışını, siste brandanın altına toplanıp birbirine yaslanırken hissedilen insan sıcaklığını..

DEREBAŞINDAN GEÇTİK, GÜZELLİĞİNDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ ..
Son virajdan sonra şöfor mahallinde değiştirilen kasetten gelen sesle kemençenin aslında yaylaların sesi olduğunu..yaylalardan aşağı inerkense gittikçe artan derenin sesinin karadeniz köylerinin sesi olduğunu… Tepeye çıkınca dünyaya yukardan bakmayı, bulutların üstünde olmayı..Toprağın, taşların, otların, çiçeklerin en önemlisi suyun rakımla beraber ne şekilde değiştiğini.. umudu.. sabırı.. zaferi… ve yöremizden olmayanların anlayamayacağı onlarca anı…
Şimdi bu vatanı satmak ve bu vatan üzerinden rant sağlamak isteyenler evlerindeyken, bu dağları aşmak için kayaları delip yol yapan, fotoğrafta görüldüğü gibi patikaları hala silinmemiş olarak gözüken neslin çocukları içerde. Hem de sadece ve sadece bir aşk uğruna…Bizler bu dağları HES çiler gibi parası için sevmedik. Bizler bu dağları her türlü kahrına rağmen verdiğimiz emeklerimiz için sevdik. Taşına, toprağına, otuna , suyuna her şeyine binlerce
yıl verilmiş bir emek. Bu dağları delen neslin evlatları binlerce yıllık sevdalarını satmaz, sattırmaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder